DİHA - Dicle Haber Ajansı

Haberler

Adım adım darbeye giden süreç

 
16 Temmuz
16:36 2016

ANKARA (DİHA) - Türkiye tarihinin en kanlı darbe girişimlerinden birine sahne olurken, hükümetin ilk andan itibaren içine girdiği tutum soru işaretlerine neden oldu. Darbe pratiklerine aykırı bir şekilde akşam saat 22.00 civarında başlayan, polis ile askerin karşılıklı çatıştığı, Meclis, Genelkurmay, MİT Müsteşarlığı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın bombalandığı darbe girişimine nasıl gelindiği sorusu ise cevaplandırılmayı bekliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere hükümet yetkilileri, ilk andan itibaren darbeyi gerçekleştirenlerin "Paralel İhanet Çetesi" olduğu açıklamasını yaparak, adeta faili açıkladılar. Türkiye'nin darbe geleneğini bilenler açısından da, "Bir garip darbe" girişimi olarak adlandırılan kalkışmada, MİT Müsteşarlığı'nın ilk hedeflenilen yerler arasında yer alması dikkat çekti. Devlet kurumları hedeflenmesine rağmen "yönetime el koyma" iddiasıyla girişimin hükümet yetkilileri dışında gelişmesi oluşan soru işaretlerinin başında geldi. Peki, bu "garip darbe" girişimine nasıl gelindi?

Hükümet açısından bu sorunun zaten birden fazla nedeni var ve Türkiye'nin gelişmesini, ilerlemesini istemeyen kesimler tarafından bu darbe girişimi organize edildiği ve Türkiye'nin gelişimi engellenmek istendiği savunuluyor. Gerçekten bu tez kabul edilse bile girişime kaynaklık eden etmenlere bakıldığında hükümetin fazlasıyla bu girişime destek verdiği görülüyor. Hükümetin darbeye kaynaklık eden tutumlarına bakıldığında askerin siyasete müdahale etme zeminin nasıl adım adım yaratıldığı da görülüyor.

İki ayrı Dolmabahçe: Askerle ilk mutabakat

Erdoğan, demokratik siyasetten yana tavır almak yerine yıllarca askerle iş tutma yaklaşımına girdi. İlk girişim, 5 Mayıs 2007 tarihinde dönemin Başbakanı Erdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe Sarayı'nda yaptığı görüşme ile gerçekleşti. 27 Nisan Muhtırası'ndan sonra krizli geçen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce gerçekleşen görüşmede taraflar mutabık kalırken, her iki tarafta görüşmeyi sır olarak açıkladı ve aradan geçen zaman içerisinde görüşmenin tılsımı aralanamadı. Askerler ile Dolmabahçe'de yaptığı mutabakatı esas alan Erdoğan, Türkiye'de iç barışın sağlanması, demokrasinin gelişmesi ve Kürt sorunun çözümü için 28 Şubat 2015 tarihinde İmralı Heyeti ile Hükümet arasında yapılan barış temelli Dolmabahçe Mutabakatı'nı da yok saydı.

Darbeci kadroları da AKP terfi etti

Aynı tarihlerde Ergenekon ve Balyoz adıyla askere karşı yapılan kimi operasyonlar sonucu, "askeri vesayete son verildiği" ileri sürülmesine rağmen AKP tıpkı yargıda yaptığı gibi kendisine yakın "kadroları" Genelkurmay'a yerleştirdi. Bugün "Fetullahçı Terör Örgütü" olarak ilan edilen isimlerin çoğu özellikle Ergenekon süreci ile birlikte YAŞ'ta terfi ettirildi. Darbeyi yapan ekibin başında olduğu belirtilen Albay Muharrem Köse, Ergenekon kapsamındaki "İnternet Andıcı" soruşturmasında tutuklanan eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun yerine 2011 yılında Adli Müşavir olarak atandı. Tıpkı yargıda Gülen kadrolarının yerleştirilmesi gibi askeriye de "kendisine yakın olduğu" düşüncesiyle hükümet bu kadroları destekledi.

Kürdistan'daki savaş ile asker inisiyatifi ele aldı

Darbeye giden yolda atılan en önemli adımlardan biri de başlayan savaş süreci oldu. Özellikle Nisan 2015 çözüm sürecinin fiilen bitirilmesi ve 24 Temmuz tarihinde de resmi olarak savaşla başlayan süreçte, hayatın her alanında asker siyasette daha fazla söz sahibi olmaya başladı. AKP, TSK'de iplerin elinde bulunduğunu, "savaş hilelerinin" yaşanmayacağını belirterek, "operasyonları tek elden" yürüteceğini varsaydı. Özelikle Ağustos 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla Kürdistan'da asker temel güç haline getirildi. Nisêbin'de 9 Nisan 2016 tarihinde hükümetin talimatıyla askerin yönetime el koyması kararlaştırıldı. Karara göre, ilçedeki operasyonlar ve hatta yönetim yetkisi validen alınarak askere verildi. Bu durumda da bölgeye kaydırılan darbeci unsurlara önemli inisiyatifler tanındı. Erdoğan savaş süreci boyunca birçok kez bölgeyi ziyaret ederek, bugün darbe gerekçesiyle gözaltına alınan askeri birliklere "moral ziyaretinde" bulunmuştu.

Askere zırh tasarısı cesaret verdi

İnisiyatifi ele alan asker, siyasi iktidardan daha fazla ödün koparmak için yasal düzenlemeleri gündeme getirdi. Bu talebi yerinde bulan AKP, en son "askere zırh getiren" yasa tasarısı ile yapılan suçlardan askeri muaf tuttu. Böylece kendisini daha fazla güvende his eden asker, bir şekilde güncellenmiş olan yeni EMASYA'yı darbeye gerekçe yaptı.

Yine AKP iktidarının yasa ve anayasa çerçevesi dışına çıkmasını da askere darbe yapma cesaretini verdi. "Elinde silah olan ben isem, yasa ve anayasa dışına çıkarak istediği yapacak olan da ben olmalıyım" düşüncesine kapılan askerin darbeye Kürdistan'daki operasyonlara, "Huzur operasyonu" ismi verilmesi gibi "Yurtta sulh" adını verdi. Bu durumu da özellikle 7 Haziran sürecinden sonra sivil siyasetin devre dışı bırakılması besledi.

Öcalan'ın tezi gerçekleşti

Öte yandan AKP'nin Suriye savaşına müdahil olması ve Rojava gerekçesiyle askeri kışlasından çıkararak sınır bölgelerine yönlendirmesi, asker için "darbeye bir çeşit tatbikat" işlevini gördü. Bu da PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın bir öngörüyle birlikte, "Sivil ve demokratik siyaseti boğarsanız darbe devreye girer" tezinin temelini güçlendirdi ve bu tez de gerçekleşti.

(kk/rp)



Paylaş

EN ÇOK OKUNANLAR